İşçi her zaman haklı mıdır?

İşçi her zaman haklı mıdır?

Ülkemizde böyle bir inanış olduğunu biliyorum. Bunun temel nedeni ise, işverenlerin iş mahkemelerindeki işçilik davalarını genelde kaybetmeleri ve ne yaparlarsa yapsınlar, mahkemenin işçiyi haklı bulacağına dair kanaatleridir. Bu gerçekten de böyle mi?

İşveren hep haksız mı?

İşverenlerin şikayetleri genelde bu yöndedir. Ne zaman bir iş davasına taraf olsalar, mahkemenin işçinin lehinde karar verdiğini iddia ederler. Aslında istatistiklere bakma imkanı olsa, ilk bakışta haklı oldukları bile düşünülebilir. Çünkü büyük ihtimalle, açılan davaların sonunda işçilerin kazandığı ve işverenlerin kaybettiği davalar çok daha fazla çıkacaktır. Ama bu neden olmaktadır?

Hep işverenler kazanıyor!

Diğer taraftan baktığımızda ise işçilerin bakış açıları bu şekildedir. İşçiler, dava açtıklarında işverenlerin genelde kazandığını, haklarının yendiğini iddia ederler ve özellikle çalışırken kabul etmek zorunda kaldıkları bazı usulsüzlüklerin mahkemeler tarafından dikkate alınmadığından yakınırlar. Onlar da haklıdır. Nasrettin Hoca gibi, herkese “haklısın” dediğimin farkındayım. Ama aslında demek istediğim şey daha farklı: Herkes biraz haksız.

İşçi de işveren de haksız

İki taraf da haksız; çünkü hakkı yenilen taraf yoktur, hakkını bilmeyen taraf vardır. Durumu bir örnekle açıklamak istiyorum.

Örneğimizde işçi A hırsızlık yapmış olsun. Üstelik bu hırsızlığı işyerinde yapmış ve yakalanmış olsun. İşveren işçisini çağırmış ve ona biraz kızmıştır. Bir daha tekrarlanırsa onu işten çıkaracağını söylemiştir. Aynı işçi daha sonra bir kavgaya karışmış ve bir işçiyi dövmüştür. İşveren yine çok sinirlenmiş ve işçinin bir haftalık ücretini kesmiştir.

Aylar sonra, işçiden artık bıkan işveren onu işten çıkarmıştır. Bir gün önüne tebligat gelen işveren, işçisinin kendisine dava açtığını ve kıdem tazminatı ile ihbar tazminatını istediğini görür. Dava görülmeye başlanır ve işveren savunmasında “işçinin işyerinde hırsızlık yaptığını, kavga ettiğini, uyumsuz olduğunu” belirtir. İşçi ise bunların hiçbirinin doğru olmadığını söyler. Mahkeme kime inanmalıdır?

İşçisi hırsızlık yaptığı halde tutanak tutmayan ya da yetkili mercilere suç duyurusunda bulunmayan, kavga eden işçisine yazılı bir uyarı bile vermemiş, işçisinin özlük dosyasında bir tek olumsuz tutanak bile olmayan işverene mi inanmalıdır? Yoksa işçiye mi itimat etmelidir?

işçi mi haklı işveren mi?

Başka bir örnek daha verelim. Ortada hiçbir neden yokken işten çıkarılan bir işçi olsun. İşçi evine gönderilmiştir ve artık işsizdir. Ne yapacağını bilememektedir. Haftalarca bekleyen işçi en sonunda dava açmaya karar vermiş ve avukatla anlaşmıştır. Bu arada işveren boş durmamış, işe gelmeyen işçisi hakkında devamsızlık tutanağı tutmuş ve hatta işçinin evine haklı nedenle fesih ihtarnamesi göndermiştir.

İşçi dava açtığında mahkeme kimi haklı bulmalıdır? İşten kovulduğunu söyleyen işçiyi mi, yoksa onun devamsızlık yaptığı için işten çıkarıldığını belgeyle kanıtlayan işvereni mi?

Halbuki ilk örnekte işveren, işçisinin tüm olumsuz davranışlarını tutanağa bağlasaydı, onun savunmasını alsaydı, işçiye yazılı ihtar verseydi haklı olmaz mıydı? Ya da ikinci örnekte işçi, işten çıkarıldıktan sonra notere gitseydi ve işverene ihtarname çekseydi doğru olmaz mıydı?

Haklı taraf olmaz, hakkını bilen taraf olur

Çalışma hayatını düzenleyen mevzuat hem işçilere hem de işverenlere haklar ve sorumluluklar yüklemiştir. Yetkisini tam bilen bir işverenin haklıyken haksız durumu düşmesi mümkün olmadığı gibi hakkını bilen bir işçinin de mağdur olması mümkün olmaz. Kimin haklı kimin haksız olduğundan bağımsız olarak, sahip olunan hakları bilmek ve kullanmak gerekir.

SONUÇ

İşçinin her zaman haklı olduğu ya da işverenlerin davaları hep kazandığı şeklinde toptancı bir yaklaşım yanlıştır. İş Kanununun kendisine verdiği yetkileri bilen ve kullanan bir taraf, her zaman haklı olacaktır. İş mahkemelerinde davaların seyrini belirleyen en önemli husus, yazılı belgelerdir. Bu nedenle haklıyken haksız duruma düşmek istemeyen tarafın, en azından ihtiyaç duyduğunda araştırma yapması, sahip olduğu hakları öğrenmesi ve mümkün olduğunca yazılı hale getirmesi gerekir.

 


İşçi Dünyası
Zeynel Abidin Özkale
İşçi Dünyası'nın editörü olan olan yazarın, İş ve Sosyal Güvenlik hukuku üzerine yazdığı diğer yazılarına buradan ulaşabilirsiniz.

5 Yorum

  1. Hocam yerel mahkemenin kararı: Mahkemece, yapılan ihalede ihale yapan Belediye tarafında araç temini sağlanması, asıl işte alt işveren işçileri ile Belediye işçilerinin Birlikte çalışması yönetim Hakının Belediyede olması ihalenin işçi teminine yönelik olması nedeniyle Belediye ile ihaleyi alan kişi arasında alt işveren- asıl işveren ilişkisinde söz edilmeyeceği somut uyuşmazlıkta da alt işveren işçilerinin devam cetveli ve devamsızlıklarının davalı Belediye Başkanlığı tarafında tutulduğu asıl işverenin talimatı ile işçilerin iş sözleşmesini feshe edildiği alt işverenin işçilerinin kullandığı araçların Belediye Başkanlığı tarafında temin edildiği yapılan ihalenin hizmet alım ihalesi değil işçi teminine yönelik Bulunup muvazalı olduğu iş sözleşmesininde yerel seçimlerde hemen sonra sözlü olarak feshe edildiği yazılı Bildirim yapılmadığı Gibi geçerli bir fesih sebebininde kanıtlanmadığı Bu nedenle yapılan fesihin gecersiz olduğu gerekçesiyle davacının davalı Belediyedeki işe iadesine tazminatlardan sadece davalı Belediyenin sorumlu tutulmasına ve davalı şirket işveren olmadığında Bu davaya yönelik davanın reddine karar verilmiştir.sayın hocam yargıtay 7. Hukuk Dairesinin kararı : somut olayda mahkemece davacının işe iadesine ilişkin kararı yerinde olup davalının bu yöne iliskin temyiz itirazları yerinde değildir 5393 sayılı yasanın davalı Belediye’ ye asıl işi alt işverene verme olanağanın tanıdığı davalı şirketin tabela şirketi olmayıp işyerinde organisazyonu olan Bir şirket olduğu davacınında davalı Belediye Başkanlığın’ nın yaptığı Temizlik , şöför, sayaç okuma ihbar bırakma , açma kapama kaçak su tespiti sayaç değiştirme , Fen isleri, park Bahçeler ve diger Birimlerde personel alım ihalesi kapsamında ihaleyi alan samcan.taş..inş.Gıda.Elk.Tem..san.ve Tic.Ltd.nezdin de zabıta olarak çalıştığı iş aktinin haklı neden olmaksızın feshe edildiği ve davalılar arasında 4857 sayılı yasanın 2. Maddesi anlamında asıl- alt işveren işveren ilişkisi olduğu sabittir. Bu durumda işçinin alt işveren samcan.Taş. inş. Gıda. Elk. Tem.san. ve Tic. Ltd.şti’ ye iadesine karar vermek Gerekirken hatalı değerlendirmeyle aradaki ilişkinin muvazaalı olarak kabulü ile davacının Davalı Belediye ye iade edilmesi isabetsiz olup Bozma Nedenidir.sayın Hocam Hem muvaza yı kabul etmiş Hem de Alt işverene vermiş Bende karara itiraz ettim Anayasa mahkemesine Bireysel Başvurumu yaptım sizin Görüşünüzü Alanilirmiyim Lütfen Anayasanın 128. Maddesine Göre Zabıt memuru olarak işe Baslayanı çıkaramaz Sızın Görüşünüzü Alabilirmiyim Çünlü Kpss ye Yerel yönetimler zıbata Alıyorlar Lütfensizin Görüşünüzü Alabilirmiyim

    1. Yargıtay, yerel mahkemenin muvazaa kararını yanlış bulmuş ve “ilişkinin muvazaalı olarak kabulü ile davacının Davalı Belediye ye iade edilmesi isabetsiz olup” diyerek de bunu belirtmiş. Yapabileceğiniz bir şey olduğunu sanmıyorum.

  2. İşçi herzaman iş bulabilir eğer biryerde memnun değilse işini bulu ve ertesi gün işe gelmez işçi işinden memnunsa orda 5 veya 6 yıl çalışmışsa zaten o iş yerinden memnundur son zamanlarda işçi haklıdır birşey var bir işçi işinden memnun değilse onu 1 saat bile o işyerinde tutamazsınız yani bu son zamanlarda işçi haklıdır yanlıştır 2 şait buluyor ve kendini haklı gösteriyor Sonuçta patronları işçi sevmez ve şairlerde işçi olduğuna göre patron davayı kaybeder bence şaitlerdense o kişiye şu soru sorulmalı sen bu kadar geç çıkıyor ve mesai yapıyorsan neden o iş yerinde bu kadar yıl çalıştın sorusu sorulmalı hiç bir insan mesai almıyorsa imkanlar iyi değilse o iş yerinde çalışmaz çalıştıranın anlını karışlarım çünkü çalışmazlar ben bi patronum 11 yıldır bi işletme yapıyorum işine gelmezse ertesi günü işe gelmez yalancı işçilere inanan mahkeme var ve pes diyorum

  3. İşlerimizin hızlandığı zamanlarda 3 çalışanım müşterileri ve tedarikçileride ayarlayıp rakip firma kurmak için işten çıktılar. Arkalarında da 2 tane casus bıraktılar. Çalışanlarımın da çoğunu sürekli arayıp onların firmasına daha yüksek maaşla veya prim usulü geçmeleri konusunda konuşmalar yaptılar. Bazıları o firmaya geçti, kalanların da aklı karıştı. Ardından da birbirlerine şahit olarak 5 senedir izin yapmadıklarını, her gün mesai yaptıklarını, bütün bayramlarda çalıştıklarını vs idda ettiler. hiç bir delil sunmadılar. Sadece birbirlerine şahit olarak hepsi birbiri sayesinde davayı kazandı. İşverenin şahitlerini sanki hiç dinlememiş gibi davrandılar. Bana kimse işveren dava kazanır demesin. Kazanıyorsa da başka işler vardır işin içinde. Bizim gibi küçük işletmelerin kazanması olanaksız. Bütün herşeyi noter huzurunda yapmak imkansız, yapsan bile zorla yaptırdı bile diyebiliyorlar. 11 senedir kimse böyle birşey yapmıyorken bütün çalışanlar hazine bulmuş gibi şimdi o firmaya geçenler yapmamış olmalarına rağmen tek tek hepimiz gece gündüz 24 saat çalıştık diyecekler. Geçmeyenlerde bile o his var hissedebiliyorum. Herşeyi düzgün yapmaya çalışıyorsanız işveren olmayın. Avukatlar zaten iliğini kemiğini daha da sömürüyor 🙂 istifa mektubunu elle yazan kişi bile sonradan istifa etmedim zorla imzaladım deyip o sırada bizde çalışmayan ve olaya şahit olmayan kişilerin bile şahitliğiyle bütün tazminatlarını + yapmadığı mesaileri aldı. Ben böyle birşey görmedim. Gerçekten ilk çıktığımda olur ama o kadar olmaz diyordum, o kadar oluyormuş… işveren gururuna yediremiyor lafım çıkacağına para vereyim diyor ama benden geçti artık. Yayında ve yapımda emeği geçen tüm emek hırsızlarına, tüm adaletsiz davrananlara selam olsun. Çok inanmam ama keşke öteki dünya olsa…

    1. Merhaba, siteminizde sizi kısmen haklı buluyorum ve inanın ki anlıyorum. Fakat siz dahil işverenlerin genelinin anlamadığı bir husus var. Ne kadar ekmek, o kadar köfte! Bu lafımı yanlış anlamayın; kastettiğim kurduğunuz sistemdir.
      Şimdi bir işveren olarak işçiye, elektriğe, muhasebeciye, hammadeye vs. birçok kaleme para harcıyorsunuz. Peki ama profesyonel olarak iş uygulamaları danışmanlığı almak aklınıza geliyor mu?
      Sizin durumunuzda, bunu işin uzmanı olarak söylüyorum, doğru evrak düzeni olsaydı kaybetme ihtimaliniz olmazdı. Tek bir örnekle sizin kanaatinizi çürütebilirim.
      Yargıtay’ın içtihadına göre, ki bu kesindir ve her mahkeme uymakla mükelleftir, eğer siz maaş bordrosunda işçinin imzasını alsaydınız ve her bordroda bir saat ya da iki saatlik fazla mesai ücreti ödeseydiniz, 40 tanık bir araya gelse, mahkeme fazla mesai ispatı için YAZILI delil istemek zorunda kalırdı.
      Demem o ki; işin kolayı mahkemeleri suçlamaktır; ama doğru olan şey, notere falan gerek olmadan, evrak sistemini iyi kurmak, her şeyi yazılı kaydetmek ve benzeri diğer davranışlardır.
      Tüm bu sistemi doğru kuran bir işveren, işçisinin hakkını yemediği sürece ASLA dava kaybetmeyecektir.

Bir yorum yaz

E-posta hesabınız ve şehir bilgileriniz yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir.